6 Ekim 2019 Pazar


Çok tuhaf ama bu kadar kötü insanın olduğunu görememiş olmak, kendimde tanımlayamadığım bir şey.
Hiç kimse kendi hayatına bakmıyor. Bu nasıl olabilir?

Bazıları, her sabaha başkasının hayatı için mi uyanıyor?
O sabahları çok arayacağını hiç mi göremiyor?
Perde inen gözdü hani? Kalbe de mi perde iniyor?

Nefret iyi gelmez kimseye, hiçbir kalbe iyi gelnez. O duygudan kurtulun!

Hayatı ve başkalatını ve en çok da kendinizi fazla ciddiye almayın!



1 Ocak 2018 Pazartesi

1 Ocak 2018

2018 hoş geldin✨

Aşkla geleceksin biliyorum; sevgi ve huzurla. Bol kahkaha ve keyifle. Tadın da olacak tuzun da!
Kim ne dilerse yüreğinden,
Kim ne isterse iyilik içeren,
Hepsi bu yıl gerçek olacak biliyorum.
Hep iyiliğin olduğu bir yıl olacak bu yıl. Daha çok yardım ettiğimiz, daha fazla sevdiğimiz, daha çok paylaştığımız, daha çok gülümsediğimiz.
Ben yürekten inanıyorum; artık daha fazla insan olacağız. Duygularımızı önemseyerek yaşayacağız.

30 Ekim 2017 Pazartesi

Bir Kadından Hikayeler

Aslında mutsuzdu kadın;

Sanki hep koşuyordu, hiç durmadan nefes nefese...
Bir es veremiyordu hayatına. Tıpkı filmlerde olduğu gibi yapıp, zamanı dondurmak istese de yapamıyordu. Çünkü bu, onun gerçekliğiydi. Koşmak!

Aslında mutsuzdu kadın; 
Kendine zamanı yoktu. Kendini tanımaya, anlamaya bile yoktu zamanı...
Dur, sen kendinle kıyaslama bu kadını! O senin, benim gibi değil!


Sabahları kendi saatinde değil, çocuklarının saatinde uyanan, akşama kendi sevdiği değil; çocuklarının sevdiği yemeği yapan, gün içinde hiç durmayan derleyen, toparlayan kadın bu. Bu kadın gerçek, bu kadın güçlü, bu kadın özel! 

Bencilliğin tanımını bilmeyen bu kadın "Anne". Ama sadece benim zamanımda vardı onlardan. Onları şimdi böyle anlatınca, gerçeğinden bir taneye sahip olmuş olmak ne büyük mutluluk!!

Aslında ona sorsak,  "mutsuz değilim" der eminim. "Mutsuz değilim çok güzel hayatım".

Oysa hayat onun değildi; o sadece sahip olduğu ailenin hayatında var oldu.
Eğer sen de gerçek bir "Anne"ye sahipsen, başının üzerindeki yere koy onu. 
Ve sakın indirme! 

Deniz Yılmaz Kılıç
30/10/2017


26 Ekim 2017 Perşembe

17 Ekim 2017 Salı

Kendine İtiraf


Ben diyim; "bu ne buhran ayol"?! Sen de; "eyvahlar olsun depresifizzz"!

Sokaklarda, suratı sirke satan insanları eleştirirken, sinsiden yaklaşan mutsuz ruh halini göremezsin. Sen kendininkinde değil, başkasının hayatında yaşarsan, farkında olmadan, uçuruma sürüklenirsin.
 (Tamam tamam "uçurum" gereksiz abartı oldu farkındayım😬)

Yani diyorum ki; bugünlerde hiçbirimizin mutlu olamayışının sebepleri olmalı. Öyle değil mi?
Birkaç tane neden var aklımda, bırak sayayım da rahatlayayım :)

Öncelikle; huzurlu ve güne sakin uyanamıyoruz çoğumuz. İnşaat gürültüsüyle uyanmak ve gün içinde aynı sese, ta ki hava kararıncaya dek maruz kalmak! (Bu benim en büyük mutsuzluk nedenim)
Bence bir insanın bilinçaltını kirleten ve insanı gergin bir ruh haline sokan şey gürültü.

İkinci ve kuvvetli olduğunu düşündüğüm diğer bir sebep; yalnızlık!
İnsanların eskiden dostları vardı. Komşuları, yakınları, arkadaşları...
Şimdi soruyorum sana; senin hala arkadaşın, dostun var mı? Gerçekten yani??
Seni dinleyen;  derdine ortak olabilecek kadar iyi dinleyen, seninle birlikte çözüm bulmaya gayret eden. Bencilleşmemiş yakınların var mı? Yalnız kendini değil seni de düşünen biri var mı?

Bir sürü şey değişiyor her gün hayatımızda. Yaşadığımız ülkede olan bitenler dahil; her türlü negatif gelişmenin de yansıması var bize.

Eh etti mi sana koca iki neden!?

Duur daha bitmedi...
Bir de şu saçma ötesi sosyal medyaya olan bağımlılık! Ben yazarken kendimi ayırmıyorum ben de aynı durumdayım. Kimse kızıp "sanki sen bağımlı değilsin" demesin.

Niye mutlu numarası yapar insan? Mutsuzum demek zor mu? Ya da suç mu? Ayıp? Yooo bildiğim kadarıyla hiçbiri değil :)
Mutsuzum ayol ben! Baya baya mutsuz!
Ülkenin durumundan, yalnızlıktan, rutinden, dürüst olmayan ilişkilerden, dostuk diye bir şeyin kalmayışından, bozuk psikolojilerden, bencillikten...
Korkmasak söylemekten, nasıl da rahatlayacağız. Nasıl tedavi edeceğiz mutsuzluğu bir bilseniz...
Kendine, kendini itiraf etmektir erdem. Kendini nasıl hissediyorsan söylemektir.

Sen de denemek ister misin kendine dürüst olmayı?

Deniz Yılmaz Kılıç
17.10.2017



11 Ekim 2017 Çarşamba

Güzelleşecek Gün


Ben hiç kapılarımı kapatmamıştım umuda; sadece biraz aralamıştım...

Her gün birşeylerin daha da tuhaflaştığı şu dönemin, hızlıca akıp gitmesi için, eskisi gibi birbirimize güvenip, saygı duymak için, yardımlaşmak, hoş görülü olmak ve yeniden sevebilmek için; ne gerekiyorsa yapmaya hazırım.

Çünkü bugün gördüm ki; aralık duran o kapıdan içeri umut girdi!

Dostlara buradan teşekkür...

11.10.2017
Deniz Yılmaz Kılıç

15 Eylül 2017 Cuma

Deniz Bugün Dalgalı


Hayatla ilgili ne zaman bir şeyler düşünmeye başlasam; beni durduran, aklımı karıştıran birşeyler çıkmıştır mutlaka.
Kendimi, konudan km'lerce uzakta bulmuşumdur hep!
İstemiyor işte, onunla ilgili plan yapmamı, onun hakkında düşünmemi bile istemiyor.
Haksız da sayılmaz aslında!
Ne yapacaktım ki plan yapıp?
Sanki benim istediğim gibi mi şekillenecekti hayat?
Biz nedense, yaşananlardan ders alanlar olamıyoruz :) Binlerce örneği görüp, duysak bile...

Kendi adıma yaptığım hatayı biliyorum; biliyorum da...  :)

Bir diğerinin yaşadığına uzaktan bakıp; "aa öyle mi olmuş, hımm demek onun başına bu gelmiş" demekten kendimi alamıyorum. Aslında hayat hep tekrar etmiyor mu?
Diğer İnsanlardan farklı değil ki hayatlarımız. Kimse baammmmbaşka bir hayat sürmüyor ki!?
Her gece ve her gündüz, her gün ve her an, aslında hepimiz, hep aynı şeyleri yaşıyoruz.
Acılardan, kayıplardan, kazançlardan ya da mutluluktan dersler çıkaramıyoruz. Oysa, varken kıymetini bilsek bazı şeylerin. Sağlığın mesela? Aşkın?! Yanındaki desteğin, dostun, kardeşin!!

Bizi yaratan böyle yaratmış; "gafletle" demesek mesela?? Düşmesek o gaflete?

Bir ses yükseliyor şimdilerde etraftan, duyuyorum. "Farkındalığımız yüksek" e hadi o zaman o farkındalığını kullan.
Farkında mısın? Bugün tekrar yaşanmayacak. Şu an geri gelmeyecek.
Ellerinde ne varsa sarıl sakla. Sahip olduklarına kıymet ver. Sağlığını koru. Sevdiğine sarıl.

Deniz Yılmaz Kılıç
15 Eylül 2017

14 Şubat 2017 Salı

Masal Olsa Hayat


       
          İşte bak! ben de bugün dipte uyandım!
Açtım evet gözümü ama bir gün önce içimde fırtına koparan duygularla uyandım. Onlar gitmemiş, hala orada dururken uyandım. Uyku bir süre işe yarıyor anlaşılan...
Hayatın bir masal olması gerektiği konusunda epeyce direndim. Hala "neden olmasın" diyorum. Ama bunun gibi günler ve duygularda olduğumda, kendimi kandırdığımı görüyorum. Ki, bu hiç hoş bir deneyim olmuyor :)
Şimdi var olan durumun dışından bakmaya gayret ediyorum. Buradaki "gayret" sözcüğüne dikkat! :) Cidden büyük çaba sarfediyorum! :)
Evet bir şey olmuştu!
Evet öfkesi büyük, sıkıntısı derindi...
Birkaç soru sormam gerekli şimdi kendime!
Öfkenin ve üzüntünün bana ne tip bir faydası var?
Şimdi ne yapsam daha iyi hissederdim?
Hangi seçeneklerde, bulunduğum durumun etkisini azaltabilirdim?
Ve bunu istiyor muyum? Toparlanmayı?
Sordum sordum yine sordum, güçlü soruları kendime...
Sihirli değnektir sorularım. Öfkemi hafifletti. Canım daha az sıkkın, başımın ağrısı yok oldu, kendimi kapattığım yerden; iç dünyamdan dışarı çıkabilirim artık.
Olaylarda bir değişiklik yok. Hala tatsızlar. Ancak ben baktığım yeri değiştirdim. Bu bakış açısıyla üstesinden gelebilirim.

Bir tek şeye hala takılı kalıyorum;
Ne olurdu masal olsaydı hayat? :)

Deniz Yılmaz Kılıç
Şubat 2017

24 Ocak 2017 Salı

Zürih Hatırası

Alışık olduğumdan farklı bir mevsimde, soğuk havanın en dibinde, bol kahveli, bol karbonhidratlı günlerdeyim...
Şimdi şirin bir "bakery"de oturmuş kahvemi yudumlarken, arkamdaki kapının açılıp kapanmaması için dua ediyorum :) öyle soğuk ki :)
Birşeyleri sorgular dururuz biz bu tip seyahatlerde. Çünkü öyle farklı insanlar görür öyle farklı diller duyarız ki; "biz aslında neden buradayız?" diye sormadan edemeyiz kendimize. 
Çokça insan, hepsi sabah işe gidiyor, yemek saatlerinde depoyu dolduruyor :) ve devam ediyor...
Bu mu yani??!?!!
Başka birşeyler olmalı bizde. Mutlaka bir cevheri açığa çıkarmalıyız. Yoksa biz niye varız? 
Düşünüyorum...
Buraya gelmeden 1 ay kadar önceydi...
Masalı andıran bir ülkede, elimde kahve, yanımda kitabım; hayal ettiğim şekliyle kafamda sürekli bunu canlandırdım. Bana iyi gelen şey buydu çünkü. Ait olduğum yerden başka bir yere, kısa süre için bile olsa "gitmek."
Sonra bir gün hiç hesapta olmayan bir şekilde bu seyahatin yapılması şart oldu. İlk duyduğumda kulaklarıma inanamadım. Ben çağırmıştım! Kesinlikle bendim sahibi bu sürprizin.
Ben insanın yaratılışının basit bir nedene bağlı olduğunu düşünenlerden değilim. Ben insanın gücünün çok büyük olduğunu biliyorum. Eğer o insan tümüyle güzel bir kalbe sahipse, her şeye gülümseyen, egodan uzak, Tanrı'nın yarattığı her şeye sevgi ve saygı duyuyorsa, kimsenin canını yakmıyor, kimseyi üzmüyorsa, hırslarına, kıskançlığına yenilmiyorsa; içindeki muhteşem kudretin farkına varabilir demektir. İnsan doğup büyüsün, yaşayıp ölsün diye gönderilmişse; ben bu oyunda yokum arkadaş! :)
Biz dünyayı başkalaştıracak güçteyiz. Sadece hayat devam ederken bunu yapmak ya da farkına varmak her zaman kolay olmuyor. 
Herkesin kendine göre zor çünkü hayatı...
Sadece o zor hayatı da bir nebze kolaylaştırmak için sürekli kalpten istemek gerektiğini düşünüyorum. 
Şifa arıyorsak, yürekten isteyelim. Güzel isteyelim, isyan etmeyelim, kabul edelim.
Aşk arıyorsak yürekten, şans istiyorsak yürekten...
Mucize biziz. Tanrı bizi güçlü yaratmış. Çok büyük bir enerjiyle yaratmış. 
Duygularına bak! Onlar her şeyi kanıtlamıyor mu? 

Madem benim mucizem de gerçek oldu, bir kez daha teşekkür edeyim buradan...
Tanrım; 
Teşekkür ve şükür, her şey için...

Deniz Yılmaz Kılıç
Zürih, İsviçre
24 Ocak 2017
Steiner Flughafebeck




12 Ocak 2017 Perşembe

Gün Armağan Bana

Her yeni gün, armağandı oysa...

Geçen akşam tam da öfkenin en kabardığı noktada, nefes alabilme lüksünü unuttuğun gibi,
Bugün markete çıktığında yürüyebilmeni, tam tersi durumla kıyaslayamamak gibi,
Sabah kahvaltını ederken, elinde akıllı telefonun, her istediğin bilgiye ulaşabilmenin güzelliği sıradanmış gibi,
Karnın açken, çeşit çeşit seçenekten dilediğini seçebilmenin ayrıcalık olduğunu unutmak gibi,
Dünyada bir yerlerde, sadece ten rengi siyah diye tüm ömrünü esir olarak geçirmiş birini anlayamamak gibi,
Etrafında olup biteni duyuyor, görüyor, hissedebiliyorsun, bu duyguları hiç tatmamış insanların da var olduğunu unutmak gibiydi şimdilerde yaşamak!

Parlayan güneşi görmeyip karanlığa uzanmak gibi,
Hala hırsa, çirkinliğe, hinliğe, kötülüğe, sahteliğe hakkın varmış gibiydi sanki YAŞAMAK!